“İlk 30 günde 1000 takipçi” kulağa biraz iddialı geliyor, değil mi?
İnsan ister istemez şunu düşünüyor:
“Kesin bir numarası vardır.”
“Ya da sadece şanslı olanlar yapıyordur.”
Ama işin içine girince fark edilen şu: Bu hedef ne mucize ne de sadece şansa bağlı. Asıl mesele, ne yaptığından çok nasıl yaptığın.
Takipçi kazanmak artık sadece paylaşım sayısıyla, etiketlerle ya da algoritma oyunlarıyla açıklanabilecek bir şey değil. İnsanlar hesapları değil, insanları takip ediyor. Bu yüzden ilk 30 günde büyüyen hesapların çoğu, farkında olmadan bazı ortak davranışları tekrar ediyor.
Önce Şunu Netleştirelim: Herkes Seni Takip Etmeyecek
Bu belki de en rahatlatıcı gerçek. Herkese hitap etmek zorunda değilsin. Hatta etmemen daha iyi. İlk ayda büyüyen hesaplar, “herkese” değil; doğru birkaç kişiye odaklanıyor.
Kendine şu soruyu sormak yeterli:
“Ben kimle konuşuyorum?”
Bu netlik, paylaştığın her şeye yansıyor. Dilin değişiyor, yaklaşımın değişiyor, hatta enerjin bile değişiyor. İnsanlar bu netliği hissediyor.
İlk Günlerden İtibaren Aktif Olmak
İlk 30 gün kritik. Ama bu “günde 10 paylaşım yap” anlamına gelmiyor. Daha çok şunu anlatıyor: orada olduğunu hissettirmek.
– Hikâye atmak
– Kısa paylaşımlar
– Yorumlara cevap vermek
– Mesajlara dönmek
Bunlar algoritmadan çok, insanları etkiliyor. Yeni gelen biri hesabına baktığında şunu hissetmeli:
“Burada bir hareket var.”
Bu hareket mükemmel olmak zorunda değil. Samimi olması yeterli.
İçerikten Çok Bağ Kurmak
İlk ayda hızlı büyüyen hesaplar genelde şunu yapıyor:
Bilgi vermekten çok, iletişim kuruyorlar.
Soru soruyorlar.
Deneyim anlatıyorlar.
Bazen kararsızlıklarını bile paylaşıyorlar.
Bu, takipçiyi pasif izleyici olmaktan çıkarıyor. İnsan kendini dahil hissettiğinde, takip etmeye daha istekli oluyor. Hatta bazen sırf o iletişim dili için kalıyor.
Yorum ve Mesajları Görmezden Gelmemek
Bu nokta gerçekten çok kritik ama ne yazık ki en çok atlanan yerlerden biri. Birçok hesap, ilk 100–200 takipçiye ulaştığında hâlâ “küçük” olduğunu düşünüp mesajları geçiştiriyor, yorumları cevapsız bırakıyor ya da “sonra dönerim” diye erteliyor. Oysa tam da bu dönem, bir hesabın geleceğini belirleyen en hassas aşamadır.
Çünkü erken gelen takipçiler sıradan değildir. Seni algoritma önerdiği için değil, bir şey hissettikleri için bulmuşlardır. Paylaştığın bir cümlede kendilerini görmüş, yazdığın bir yorumda samimiyet hissetmiş ya da yaklaşımını kendilerine yakın bulmuşlardır. Yani zaten gönüllü olarak oradadırlar.
Bu kişilerle kurulan iletişim, hesabın karakterini oluşturur.
Bir yoruma cevap vermek sadece bir nezaket değil, aynı zamanda “buradayım” demektir. Bir mesaja dönüş yapmak, takipçiye şunu hissettirir: “Ben sadece bir sayı değilim.” İşte bu his, insanları hesapta tutan şeydir. Çünkü sosyal medyada insanlar içerikten çok, karşılık görmeye bağlanır.
Algoritma tarafı da bunu fark eder. Yorum alan, mesajlaşması olan, etkileşimi çift yönlü ilerleyen hesapları daha canlı kabul eder. Yani sen birine cevap verdikçe, sadece o kişiyle bağ kurmazsın; aynı zamanda görünürlüğünü de artırırsın. Bu, büyümenin en doğal yollarından biridir.
Ama işin belki de en güçlü tarafı insan tarafıdır.
Birine ismiyle hitap etmek…
Daha önce söylediği küçük bir detayı hatırlamak…
“Bunu geçen gün sen söylemiştin” demek…
Bunlar çok basit gibi görünür ama etkisi büyüktür. Çünkü insanlar fark edilmek ister. Kendini özel hissettiği yerde kalır. Kendini değerli hissettiği yerde de destek olur, paylaşır, önerir.
İlk takipçiler genellikle sessiz ama sadık olur. Onlarla kurulan bağ, ileride gelecek yüzlerce kişinin temelini oluşturur. Bu yüzden büyüme, çoğu zaman dışarıdan değil; içeride kurulan bağlardan başlar.
Kısacası mesajlara dönmek, yorumlara cevap vermek zaman kaybı değildir. Tam tersine, hesabın en güçlü yatırım alanıdır. Büyük kitleler gelmeden önce küçük bağları önemseyenler, uzun vadede çok daha sağlam ilerler.
Mükemmel Görünmeye Çalışmamak
İlk ayda yapılan en büyük hatalardan biri şu: Her şeyi kusursuz göstermek. Oysa insanlar artık “çok düzgün” hesaplara karşı mesafeli.
Hata yapan, düşünen, bazen kararsız kalan ama gerçek olan hesaplar daha hızlı büyüyor. Çünkü güven veriyor.
Takipçi artışı, çoğu zaman şu hissin sonucu:
“Bu kişi bana yakın.”
Canlı Yayın ve Anlık Etkileşim
Birçok kişi ilk ay canlı yayından korkuyor. “Kim izler ki?” diye düşünüyor. Ama işin ilginç tarafı şu: Canlı yayınlar kalabalık olmak zorunda değil.
3–5 kişilik bir yayın bile yeterli. Orada olmak, konuşmak, sohbet etmek… Bu hem görünürlüğü artırıyor hem de seni daha “gerçek” kılıyor.
Aynı şey mesajlaşma için de geçerli. Anlık iletişim, bağ kurmanın en hızlı yolu.
1000 Takipçi Sadece Bir Sayı Değil
İlk 30 günde 1000 takipçi, doğru şeyler yapıldığında mümkün. Ama bu hedefe odaklanıp kendini kasmak, tam tersine büyümeyi zorlaştırır.
Takipçi artışı genelde şunun yan etkisi olur:
– Doğru kişilerle konuşmak
– Orada olmak
– İletişim kurmak
– Kendin gibi davranmak
Bunlar olduğunda, sayı zaten gelir.
Belki tam 30 günde değil.
Belki biraz daha erken, belki biraz sonra.
Ama sağlam gelir. Ve kalıcı olur.
